Tanrı birazcık daha ömür verseydi...

Tam da bugün(!)...

100 yaşını geride bırakıp...

101’e selam çakacaktı...

Ve yine...

Her zaman olduğu gibi...

Heyecanla konuşurken, O’nun dışında herkes susacaktı...

Kısmet değilmiş ama...

Kucak dolusu sıkıntılara rağmen çok güzel yaşadı...

İzmir, O’nu hep...

“Bizim Aslan Başkan” diye tanıdı; sevdi ve bağrına bastı...

***

Zaman tünelinden geçip...

Gidelim İzmir’in “70’li yılları”nın başına...

Ben mesleğin ilk basamaklarını tırmanırken...

O da “İzmir Belediye Başkanı” seçilmişti...

(09 Aralık 1973)...

Resmen...

“Devrilmez” denilen...

Osman Kibarı devirmişti...

Mazbatasını aldığı günü unutamıyorum...

Genç gazetecileri toplayıp kabristana götürmüş...

Babasının mezarı başında diz çökerek...

Ortalığı inleten davudi sesiyle şöyle demişti:

“Babacığım, oğlun İzmir’e başkan oldu... Namusum ve şerefimle hizmet edeceğime kabrinin önünde yemin ediyorum!”

***

Aslında bu güzel kent için semboldü; çünkü kökten İzmirli’ydi...

İlkokulu “Yusuf Rıza”da bitirmişti...

Ardından Karşıyaka Ortaokulu ve İnönü Lisesi...

Finalde de...

Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu vardı...

Mali Müşavirlik asli mesleğiydi...

Beş yıl boyunca (1951/1955) “öğrenci başkanlığı” koltuğunu...

Kimseciklere kaptırmadı...

Bu özelliği ile...

Genç yaşta “siyasete” soyundu...

CHP’nin Kordon’daki il binasının basamaklarını üçer üçer tırmanıyordu...

Politikaya karşı aşırı bir “heyecanı” vardı...

***

Hazır siyasete soyunmuşken...

Yağlı güreşe de merak sardı...

Bu sefer de...

Peşrev çekecek rakip bulamadı...

“Boks hakemi olacağım” dedi; onu da gerçekleştirdi...

O günlerden pek bilinmeyen bir ayrıntı...

Boksa merak saldığı için “boks antrenörü” de oldu...

Mali Müşavirlik diploması...

O’nun için tartışılmaz bir prestijdi...

Bi’anda...

Hem de hiç beklenmeyen bir sırada...

“Ben bu şehrin belediye başkanı olacağım!”

Deyiverdi...

Herkes şaşırdı...

İzmir’in “başkan koltuğu” da nereden çıkmıştı?

***

Rakibi ise...

Dokuz yıldır İzmir’i yöneten Osman Kibar’dı...

Demokrat Parti'nin İzmir ve Ege kuruluşlarında görev almıştı...

1963’ün 17 Kasım’ında...

Adalet Partisi'nden İzmir Belediye Başkanlığı’na seçilmişti...

Oysa...

İhsan Alyanak...

O günlerde 40 yaşının ilk basamaklarındaydı ve...

Doğal olarak rakibinden daha gençti...

Ayrıca hırslıydı...

Sonunda kalbinden geçenler bi’anda gerçekleşiverdi...

İzmir Merkez'de, Adalet Partisi adayı Osman Kibar ile...

CHP adayı İhsan Alyanak arasında...

Kıyasıya bir seçim mücadelesi geçti...

Sabahın ilk ışıklarında sonuç kesinleşmiş ve...

Kazanan Alyanak olmuştu...

***

Aslında bu denli “keskin” rekabetin arka planında...

Şahane bir “İzmirlilik Ruhu” vardı...

İki başkan da...

Müthiş bir siyasi rekabete karşın...

Birbirlerini çok sevdiler...

Osman Kibar...

Güngörmüş geçirmiş bir siyasetçiydi...

Seçimi kaybetmişti ama...

Alyanak’a gönüllü danışmanlık yapmaktan kaçınmadı...

Hükümet olan Adalet Parti ile olan ilişkilerinde...

CHP’li Alyanak Belediyesi’nin yararına tüm problemleri çözdü...

Hatırlatmamda yarar var...

Osman Kibar’ı hasta yatağında...

Sürekli ziyaret eden tek kişi tartışmasız İhsan Alyanak’tı...

Vefat ettiğinde...

Osman Kibar’ı...

Kabrine...

İhsan Alyanak ve Süleyman Demirel’le birlikte yerleştirdiler...

İzmir ve İzmirliler...

O anları gözyaşlarıyla izlediler...

***

İzmir’e başkan olur olmaz...

Hemen “beş yıllık” bir kalkınma planı yaptı Alyanak...

Su meselesi çok önemliydi...

Muradiye’deki kuyuları harekete geçirdi...

Emiralem’den gelen ilk suyu...

Alaybey’den, Karşıyaka’ya verdi...

O tarihlerde şehir suyunun yedinci kata çıkması...

Mucize olarak yorumlanmıştı...

Halkapınar’dan, Güzelyalı’ya kadar...

2.40 metrelik borular yerleştirmek amacıyla...

İzmir’i, “köstebek yuvası”na  çevirdi...

Alışık olmayan İzmirliler durmadan çukurlara düşüyordu...

Şoförler önce isyan etti: ardından dua!

O tarihler için söylüyorum...

A’dan Z’ye gerçektir...

Avrupa’nın en modern itfaiye teşkilatını kurdu...

***

İzmir’in her köşesini tek başına gezerdi...

Koruma filan hak getire...

Yanından geçen herkes, “Başkanım...” diye boynuna sarılıyor...

Hal hatır soruyor ama...

O da vatandaşla muhabbete dalıyor...

Boynuna sarıldığı o İzmirli’nin...

Eve gittiğinde yaşadıklarını nasıl anlattığını tahmin edebilirsiniz...

***

Şu yaşanmış öykünün bir benzeri yok...

Yılı hatırlamıyorum...

“Ege Ekspres”te muhabirim...

Pasaport’ta bir habere gidiyorum; boynumda fotoğraf makinem...

İhsan Alyanak ile karşılaştım...

Amerikan filmlerinde gördüğümüz...

Siyah, kuyruklu pırıl pırıl bir otomobilin başında...

Vatandaşla sohbet ediyor...

“Yeni makam arabanız galiba” diyecek oldum...

Çok zekiydi; çaktı haberi!

“Amerika seyahatimde hediye ettiler...”

Şaşırdım; “Hediye mi?” diye tekrarladım...

“Doğrusu şu!” dedi ve ekledi:

“NewYork’a İzmir’den paket paket hediye incir götürdüm; onlar da bu otomobili hediye ettiler...”

Olacak şey değil ama gerçek...

***

Şarkılardaki gibi...

İzmir’i, adeta yeniden yarattı...

(Genç kuşak bilsin diye yazıyorum...)

Basmane Meydanı...

Alsancak Gar’ının önü...

Gümrük Meydanı...

Girne Bulvarı...

Karabağlar Yeşillik Caddesi...

Ve...

Daha niceleri...

İhsan Alyanak’ın İzmir’e kazandırdığı...

Çağdaş görüntüler olarak tarihe geçti...

***

Alyanak, çok ilginç çok yönlü bir belediye başkanıydı...

Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde...

Ne zaman kendisine başvursa...

Bol bol para almasıyla adeta “şöhret” olmuştu...

Nedenini soranlara da...

Şaşırtan cevabı şöyle olurdu:

“Ege’de bir büyük (*)cengaver vardı... Bu cengaver, hakiki bir silahşör ve centilmendi... O sert sesiyle terbiye sınırları içinde kendini anlatır, karşısındakileri acayip bir şekilde ikna ederdi...”

***

Aradan yıllar geçti...

İzmir’in neredeyse her şeyi değişmişti...

Vatandaş mutluydu...

Derken...

***

Ve Efsane 101 Yaşında... Ihsan Alyanak... Foto 2... Yazinin İçi̇ne Sonlara Doğru...

Takvimler “12 Eylül 1980” tarihini gösterirken...

İzmir “48’inci Enternasyonal Fuarı”nın heyecanını yaşıyordu...

Ve...

O Cuma sabaha karşı...

Başkan Alyanak, Fuar’daki makamında  tavşan uykusundayken...

Bir general kapıyı çalar ve içeri girer...

Generalin adı Cengiz İdil’dir...

Arkasında dört albay ve bir manga asker vardı...

Tok bir sesle...

Başkan Alyanak’ın gözlerinin içine bakarak şöyle der:

“Ordu idareye el koydu; sizi evinize götüreceğiz...”

İhsan Alyanak; n’oluyor bile demiyor...

Sadece...

İdil Paşa’nin yüzüne şunları söylüyor:

“Aman ha, su fabrikasını sabote edebilirler... Hemen kontrol edin şehrin suyuna zehirli bir madde atmayı bile düşününler olabilir...”

Paşa şaşırıyor...

Sahi, kimin aklına gelir böyle bir suikast?

***

İşinin başında acayip sertti...

Bir emri iki kez vermez; ilk söylediğinde anlayanlarla çalışırdı...

İstanbul’daki bir cenaze töreninde...

Bir albayı yumrukladığı iddiasıyla “beş yıl” hapis istemiyle yargılandı...

Sonunda beraat etti...

Her ne hikmetse...

O’nun bu özelliği için derler ki...

“Bir albayları sevmez bir de iş bilmez siyasileri...”

***

Aradan aylar geçti...

Emekli oldu...

O günlerin bol sıfırlı TL.’si...

Ne piyasayı ne de vatandaşı mutlu ediyordu...

Emekli maaşı bir hayli düşüktü...

Kentin yeni Belediye Başkanı Yüksel Çakmur...

O’na...

Maaşlı “Tansaş Danışmanı” görevini teklif etti...

Çocuklar gibi sevindi...

O yaşta her işe koştu...

Gelgelelim; seçim çalışmaları sırasında çok yoruldu...

Dengesini kaybetti...

Eskilerin deyimiyle “inme” indi...

Sol eline ve sol bacağına felç geldi...

Beyin damarlarında tıkanma teşhis edildi; belinden su alındı...

Bu korkunç durum dört ay sürdü...

Çok zor günlerdi...

Hastalığını ve yarattığı kahreden etkiyi...

Ben Hürriyet’te görev yaparken...

Evinde ve eşinin, çocuklarının yanında...

Aynen şunları söylemişti:

“Çok zor günlerdi... Yalnızken bu hastalık yüzünden defalarca intiharı bile düşündüm... Evdekilere emir verdim, (Silahlarımı bulamayacağım yerlere kaldırın!) diye... (Ve gözlerimin içine bakarak devam etti...) İntihar nedir bilir misin? Hani onurlu insanların da millete karşı küçük düştüğü zamanlar vardır ya... İşte o anda (Ulan ben böyle bir adam mı olacaktım?) der ve silahı şakağına dayayıp, taaak tetiği çeker...  İşte, ben de o noktaya geldim ve hemen toparlandım... Eşim, çocuklarım ve torunlarımı düşündüm... Ertesi günkü gazeteler gözümün önüne geldi: (Alyanak intihar etti!) İzmir şehri bu adama el açtırmadı ama öldürdü, dedirtemem dedim... Ve kendi kendime azimle kurtuldum...”

***

Veda zamanı gelmişti...

O gün nedense hava her zamankinden daha soğuktu...

Koca başkanın elini öptüm...

(Nasıl öpmem 1975’te nikahımı kıymıştı...)

Kapıya kadar geçirdi...

Bir kez daha dönüp baktım...

Çakı gibiydi...

Kimse “70 yaşında” diyemezdi...

Amerikalı ünlü aktör Douglas Fairbanks’ın moda haline getirdiği...

“Douglas” bıyıklarıyla...

Sanki hiç değişmemişti...

Üstelik anılarımızdaki gibi takım elbiseli ve çizmeliydi...

Nokta...

(*)cengaver: “Çok iyi savaşan kişi...”

Hamiş 1: İhsan Alyanak o günlerin tanımıyla "Boksör İhsan"... Onu çok yakından tanıyanlar şu tatlı öyküsünü anlatırlar. Çalışma odasının bir köşesinde bir çift boks eldiveni vardı. Dört kişilik bir Amerikan heyeti ziyaretine geldi... Espriyi severdi Alyanak, davetlilerin şaşkın bakışları arasında boks eldivenlerini giydi ve en iri Amerikalı’ya yöneldi... Bir çene, bir böbrek altı yumruk yiyen adam, geniş deri koltuğa yığıldı kaldı... Sonra hep birlikte kahkahalar patladı... (Veli Şakır ve Ayçe Dikmen’in 2008’de yaptıkları haberden...)

Hamiş 2: Gerçek bir “Cumhuriyet” evladıydı, İhsan Alyanak... Genç Türkiye, dünyaya “Merhaba, ben artık Türkiye Cumhuriyeti’yim” dedikten tam beş ay sonra yaşlı dünyaya “merhaba” diye seslenmişti... 461 yıldır süren ve “Dünya Şaka Günü” olarak bilinen “1 Nisan”da dünyaya gelmişti ve gerçekten neşeli bir siyasetçiydi...

Hamiş 3: Türkiye’de 100 yaşının üstünde yaklaşık 7 bin kişi yaşıyor...

Sonsöz: “Bir gün gelir, açmaz dediğin çiçekler açar... Gitmez dediğin dertler gider... Bitmez dediğin zaman geçer... / Hz. Mevlana...