10 000 yıl önce, mülkiyetin keşfi ve yerleşik tarım toplumuyla uygarlık başladı.

500 yıl önce, ilk kentliler, beratlı kentlilerin ortaya çıkışı, kapitalizmin başlangıcı…

250 yıl önce, sanayi devrimiyle zuhur eden modern zamanlarla buluşma…

Ve ikinci bin yılda, post modern dönemi izleyen dijital devrim…

Bu gidiş nereye?

Tabiatta olmayan doğrusal hareketle durmadan ilerleyen insanlık, bütün değerlerin piyasaya düştüğü koşullarda, üretim/tüketim sarmalında, tükenişten yok oluşa doğru ilerliyor.

İşte, bu netameli ilerleme hikayesine karşı durmanın en etkili yolu, vaz geçmektir. Sistemin sunduklarıyla beslenen tüketim kültürüne direnmek…

Ve siyasal alanda iktidar-muhalefet arasında mücadele sürerken, boykotla ortaya çıkan itiraz sonrasında, tüketime top yekûn itirazı öngören bir günlük boykot...

Hayat öğretiyor. Liberalleşen sistemin küresel aklıyla tüketim manyağına dönüştürülen insan, “aptal toplum”a kapatıldığını görüyor ve itiraz ediyor

Tüketim öznesi olarak kendisini değersizleştiren tüketim kültürüne insanın itirazı, ontolojik meseledir. Çünkü tabiatın da itirazı var. İklim krizi adeta tanrısal uyarı...

İhtiyaçlar hiyerarşisi çöktü. Tüketim yorgunu insan, piyasa ekonomisiyle hemhal gösteri toplumunda nasıl teslim alındığını görmek zorundaydı. Ve genç kuşaklar bunu görmeye başladı.

Bilişim devrimiyle başlayan ve dijital devrimle insanı “yapay zekâ” kontrolüne sokmayı hedefleyen yeni sistemin Dünya düzeni, tüketim toplumunun sürdürülebilir olmadığını öngörüyor.

Bir boykotla ortaya çıkan durum gerçekten ilginç. Adeta eğrisi doğrusuna denk geldi ve itiraz, tüketim toplumunu hedef aldı.

İlerleme ve kapitalist sistemim 500 yıllık hikayesi, uygarlık krizinin getirdikleriyle birlikte yolun sonunda. Boykot, bu gerçeğin altını çiziyor.