Yıllar, yıllar öncesi...

Takvimler...

“4 Nisan 1953”ü gösteriyordu...

Bahar gelmişti ama...

Geceler...

Şarkılardaki gibi hala ayaz mı, ayazdı...

Yetmezmiş gibi...

Çanakkale Boğazı’na...

Zifiri karanlık çökmüştü...

Saatler; 02.10’u gösterirken...

O kapkara gecenin sessizliğini...

Tüyleri ürperten bir çarpışma gürültüsü yırttı...

Akdeniz’de katıldığı bir tatbikattan dönen “Dumlupınar” denizaltısı...

Nasıl olduysa...

“Naboland” adlı bir İsveç yük gemisiyle çarpıştı...

Gemi sancak tarafından Dumlupınar’a bindirmiş...

Denizaltımızı adeta biçmişti...

“Dumlupınar”ın santral dairesi alevler içinde kalmıştı...

Çarpışma anında güvertede bulunan...

“Dumlupınar”ın Komutanı Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu’yla birlikte...

Beş rütbeli denize uçtu...

Bazıları şehit oldu...

Diğerleri...

İsveç gemisinin denize indirdiği...

Bir tahliye sandalı sayesinde kurtarıldı...

***

Bu arada...

Çarpışma sırasında derin yara olan “Dumlupınar”...

Süratle baş tarafından batmaya başlamıştı...

Adeta can pazarı yaşanıyordu...

“Dumlupınar”ın...

Baş taraftan su aldığını gören mürettebat...

Zifiri karanlıkta...

Kıç torpido dairesine kendilerini hapsettiler...

Çoğu subay 22 kişiydiler...

Artık dışarıda sağ kalan yoktu...

Daha korkuncu...

O odacıkta en çok 72 saat yaşayabilirlerdi...

Zaman su akıp gidiyor...

Son kalan mürettebatın kurtulma ihtimali giderek azalıyordu...

***

O sağ kalan 22 kahramana...

Yukardan şöyle seslendiler:

“TGC Kurtaran gemisi çoktan yola çıktı... Uyumaya çalışın ve sakın sigara içmeyin sizi kurtaracağız...”

Yukarıya gelen cevap “veda”yı hissettiren iki kelimeydi sadece:

“Vatan sağ olsun...”

80 metre denizin dibinde...

Karanlıkta kurtarılmayı beklerken söylenen bu mesaj...

Yüreklere kazındı ve hiç unutulmadı...

Çünkü...

Denizin dibindeki tabuttan farksız “Dumlupınar”ın...

Son 22 mürettebatı...

Aslında...

Anlamışlardı kaderlerin onlara hazırladığı acı sonu...

Çaresiz beklemeye başladılar...

Karanlıkta kurtarılmayı umut edip, dua ederken...

Kahramanların verdiği o üç kelimelik “Vatan sağ olsun” mesaji...

Yüreklere kazındı...

72 yıldır hiç ama hiç unutulmadı...

***

72 saat dolmadan “çan” denilen kurtarma aracının...

“Dumlupınar”a indirilmesi ve...

Dalgıçlar tarafından...

Denizaltı kurtarma kapağına sabitlenmesi gerekiyordu...

Geç de olsa...

“Dumlupınar”a ulaşan dalgıçlar...

Şu şansızlığa bakın ki...

Kurtarma Çanı’nı yanlış sabitlediler...

Halat kopunca da Dumlupınar’la bağlantı kesilmişti...

Artık...

Bir odacığa sığınan 22 mürettebattın kurtuluşu hayaldi...

Acı akıbet kesindi...

***

72 saatlik havanın bittiği “7 Nisan” sabahında...

Milli Savunma Bakanlığı...

Türkiye’ye şöyle seslendi:

“Çanakkale'de Nara Burnu'nda batan Dumlupınar denizaltısında kalan personelin kurtarılmasından tamamen umut kesilmiştir...

Şehitler için denize çelenk bırakıldı...

Ardından...

Telsizin başına aynı gün...

Saatler 15.00’i gösterirken...

Telsizin başına...

Kim geldi dersiniz?

Taaa 20 yıl sonra (1973 – 1980)...

Türkiye’nin altıncı Cumhurbaşkanı olarak görev yapacak olan...

O acı günlerin...

Denizaltı Filo Komutanı Tuğamiral Fahri Korutürk...

Törende...

90 metre derinlikteki Dumlupınar’da...

Son nefeslerini vermek üzere olan...

81 kahramandan oluşan deniz şehitlerimize şöyle veda etti:

“Komutan sıfatıyla sizlere birçok emirler verdim... Bir çok mesajlar yolladım... Bu size son mesajımdır: “Komutan sıfatıyla sizlere bir çok emirler verdim... Bir çok mesajlar yolladım... Bu size son mesajımdır... Aziz isimlerinizi tüm denizciler kalplerimize gömdük...”

***

“Dumlupınar” ise...

Türk Denizcilik Tarihi’nin en büyük denizaltı faciası olarak...

Tarihteki yerine aldı...

***

Bitiriyoruz...

Neyle?

Belki de ilk kez okuyacağınız...

Bir “Dumlupınar” acısıyla yoğrulmuş türküyle...

Hatırlayacaksınız...

Tolga Çandar’ın sesiyle hepimizin hafızasına kazınan...

“Ah bir ataş ver...”

Türküsünün “Dumlupınar” faciasıyla ilgili olduğu...

Yıllardır sohbetlerde dillerden düşmez...

O öyküye göre, denizin üzerine iletişim kurmak için bir şamandıra gönderilir... Şamandıra üzerindeki telefondan kurulan irtibatta kurtarma ekipleri, “Gerekmedikçe konuşmayın, türkü söylemeyin ve sigara içmeyin” derler... Bir süre sonra askerlerin kurtarılamayacağı anlaşılınca o anonstan vazgeçilir; şöyle denilindi:“Rahatça konuşabilirsiniz, türkü söyleyebilirsiniz, sigara içebilirsiniz...”

Bu anonsun ardından torpidoda şehit olacaklarını anlayan askerler bir sigara yakar ve hep bir ağızdan türkü okumaya başlarlar:

“Ah bir ataş ver cigaramı yakayım... / Sen salın gel ben boyuna bakayım... / Uzun olur gemilerin direği... / Ah çatal olur efelerin yüreği... / Ah vur ataşı gavur sinem kor yansın... / Arkadaşlar uykulardan uyansın... / Uzun olur gemilerin direği... / Ah çatal olur efelerin yüreği...”

 Büyük usta Tolga Çandar'ın sesiyle hafızalara kazınan...

“Ah bir ataş ver” türküsünün hikayesinin...

Dumlupınar kazasıyla ilgili olduğu...

Uzun yıllardır eskimeyen bir anlatım şeklidir...

Nokta...

Hamiş: Bu arada “Bir ataş ver sigaramı yakayım” türküsünün aslında Afyon Sandıklı’dan Konya’ya gelen bir kız üzerine yakılmış bir türkü olduğunu iddia edenler de var...

Nokta...

Sonsöz: “Herkes denizci olamaz. Denizci olabilenlerden ise sadece yürekli olanlar denizaltıcı olabilirler… Suyun onlarca metre altına dalıp orada günlerce kalmak yürek ister…”