EGEDESONSÖZ- İntegral Araştırma Koordinatörü Ümit Yaldız ile Gazeteci Fatih Yapar, SonSöz TV’de yayınlanan programda ülke ve kent gündemlerine ilişkin konuları değerlendirdi.

Programın gündeminde İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası yaşanan süreç ve İzmir’e yansımaları vardı.

SOKAĞIN ADALETİN VERDİĞİ KARARA İNANMASI GEREKİR
Yaldız, İmamoğlu’nun tutuklanması gerek Türkiye gerekse de uluslararası boyutlarda yansımalarının odluğunu dile getirdi. Yaldız yaptığı değerlendirmede “Karar hem hukuki hem de adil olup olmadığı yönünde tartışılıyor. Tutuklama kararı Türk siyasi tarihine geçmiştir. Birileri için sivil darbe, birileri için yolsuzlukla ilgili hamle. Kimin haklı olup olmadığını zaman gösterecek. 1 hafta önce diplomayı değerlendirmiştik. Gözaltı kararı vardı. Hukuken bir karar verirseniz sokağın buna inanması gerekir ki adalet kavramı vücut bulsun demiştik. Hollywood filmlerinde izlediğinizde aşina olunan şekilde kararı jüri verir. Jüri sıradan vatandaştan oluşur, rastgele insanlardan oluşur. Her davanın özelinde rastgele vatandaş jüri olur ve o jüri Amerikan halkıdır. Burada jüri yerine kamu vicdanı var. Geçmişten bu zaman verilen kararları geçen programda hatırlattık. Adnan Menderes’ten, Deniz Gezmiş’e, 80 darbesinde olanlardan Erdoğan’ın okuduğu şiiri üzerinden hapse atılmasından devam ederek Ergenekon davalarına kadar… Ergenekon-Balyoz kumpaslarında Baransu’nun çanta çanta belge götürdüğünü biliyoruz. Evrakta sıkıntı yok. İtirafçı haham bile dosyada vardı. Ne oldu? Kamu vicdanında karşılık bulamadı, oradan çıkan da siyasi kahraman oldu. Milletvekili oldular, iade-i itibar gördüler, general oldular” dedi.

ERDOĞAN BU DAVAYI ERGENEKON’DAKİ GİBİ SAVUNAMIYOR AMA SAVUNUYOR
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ergenekon davası sürecindeki tavrı üzerinden değerlendirme yapan Yaldız, “Sayın cumhurbaşkanı bu davayı Ergenekon’daki gibi savunamıyor ama savunuyor. Turpun büyüğü heybede diyor. Geçmişte Ergenekon’un savcısıyım demişti. Merhum Baykal da bende bu davanın avukatıyım demişti. Günün sonunda Baykal çıktı. Zekeriya Öz’a ne olduğunu, akıbetini biliyoruz. Milattan önce olmadı bunlar. 10-15 yıl önce oldu. Erdoğan büyük bir içtenlikle Türk milletinden özür diledi. Önce paralel yapı, sonra FETÖ ilan edildi. Devlet bu yapıdan temizlendi. Olan o süreçte acı çeken, intihar eden Ali Yarbay’a Kuddusi Okkır’a oldu. Acı çeken, bir kısmının ölümüne neden olan bir süreç oldu. Bugün ise kamu vicdanının yabancı olmadığı bir dava ile karşı karşıyayız. Bunları yaşadık. Hakimler, savcılar bir karar verip iddiada bulunurlar. İzmir Büyükşehir Davası’nda örneğin Kocaoğlu’na 400 yıl hapis istendi ama halkta karşılık bulamadı. Süreç içinde kim varsa herkes FETÖ’den hüküm giydi. Acılar çekildi, hapislere yatıldı. O davayı ballandıra ballandıra anlatan kitleler vardı. İzmir halkının vicdanında olmadığından uçtu gitti bu dava” değerlendirmesini yaptı.

DOSYAYA, İFADELERE BAKTIM, İMAMOĞLU’NUN ÇETE YÖNETTİĞİNE DAİR HUKUKİ BİR VERİ GÖRMEDİM

Yaldız dava sürecine ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:

Hukukun kararına saygılıyız. Yüce yargının en sonunda doğruyu bulduğunun örneklerini gördük. Fezlekeleri, ifadeleri, suçlamaları okudum. Erdoğan’ın dediği gibi heybede başka turplar, belgeler vardır, onu bilemem. Ama bugüne kadarki gördüğüm üzerinden kanaatim büyükşehir belediye başkanının İstanbul’u soymak için bir çete kurduğuna dair hukuki bir veri olduğunu düşünmüyorum. Öyle ki Büyükşehir’i 10 katlı binaya benzetirsek son katta başkan varsa bu evrakların ikinci kattan üçe çıkma ihtimali yok. Büyükşehir’deki 32 şirketten 3’ü dışında iddia yok. Bunların ötesinde yüzde 80’i sokaktaki tabelalardaki ihaleleri geçmeyen bir durum var. Buradaki meselede İmamoğlu’nun bilgisi dahilinde, bir organizasyon çatısı altında profesyonel bir çete olması lazım. İmamoğlu ile ilgili bir şey göremedim. İmza atmıştır, talimat vermiştir, paraları toplamıştır. Yakınındaki bazı isimler suça bulaşmış da olabilir. İzmir Büyükşehir davasında da bunları söyledik. Ama belediyeye operasyon yapmak, suçluları bulmak başka bir şey, belediye başkanını çete lideri olarak hapse atmak başka bir şey. Hele ki cumhurbaşkanı adayı olarak sahneye inerken bu operasyonun yapılması kamu vicdanında bir siyasal yargılama algısına engel olamayız.

GİZLİ TANIĞIN KİMLİĞİ ÖNEMLİ
Gazeteci Fatih Yapar’ın sürecin için başkan CHP’lilerin olduğu yönündeki iddiaları söylemedi üzerine Yaldız, gizli tanıkların kimliğinin önemine değindi. Yaldız, “CHP’nin başka bir düşmana ihtiyacı yok. İmamoğlu’nun da hataları var. CHP’yi kendine yakın ekiple dizayn etmeye kalkınca sorunlar oldu. Reklam tabelaları ile dolu olan iddianamede gizli tanık nedir? Ergenekon davasında devlete dönük darbe girişimi iddiaları üzerinden gizli tanıklar vardı. Hatta İlker Bşabuğu’un gizli tanığının Sırrı Sakık’ın kardeşi olduğu yönünde iddialar oldu. Gizli tanığın kimliği önemli. Rekabet sürecinde oyun dışlına atılan biri mi? Gizli tanıkla bu işin yapılması hukuki tartışmayı büyütüyor. Gizli tanığın kimliği ve kişiliği tartışma yaratıyor.

Gazeteci Fatih Yapar ise “Biz de uzun yıllar dava takip ettik. Gizli tanık meselelerinde savcı sorgularında, tetkik süreçlerinde süreç işliyor. Ama iddianame kabul edildiğinde mutlaka bir yerinden gizli tanığın kim olduğu ile ilgili durum gerçekleşiyor. Gizli tanığın kim olduğu anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.

SOKAKTA KILIÇDAROĞLU’NUN 6’LI MASASI’NIN ÖTESİNDE BİRLEŞME VAR
Tutuklanma kararının İzmir’e yansımalarını yorumlayan Yaldız,  “Sokak bir haftadır tepkili. Akşamları İzmir’de tencere tava sesleri eksik olmuyor. Çok renkli gösteriler var. Gençler İmamoğlu’nun tutuklanmasının dışında sokakta olmalarının çok nedeni var. Sokak, Saraçhane özelinde Gündoğdu-Lozan özelinde çok çeşitli. Kılıçdaroğlu’nun 6’lı Masası’nın ötesinde birleşme var. 6’lı Masa’ya oturmayan Ümit Özdağ’ın Zafer Partisi var. İYİ Parti var. Müsavat Bey de hem Saraçhane hem adliye süreçlerinde yerini aldı” dedi.

Gazeteci Fatih Yapar’ın DEM Parti’nin Saraçhane başta olmak üzere ülke genelindeki protestolarda temkinli yaklaşmasını hatırlatması üzerine Yaldız, “Türkiye’de böylesi toplumsal olaylarda DEM’in bir tutumu var. Gezi olayları ile kıyaslanıyor. Gezi’de o günkü HDP sokakta değildi. Tesadüfen açılım süreci vardı ve o günün HDP’si destek vermemişti Gezi’ye. Bugünkü DEM’e bakılırsa Öcalan ile ilgili yürütülen süreç var. Tek tük DEM seçmeni sahadadır ama kurumsal düzeyde yoklar. Belki de hayra alamettir. Özellikle Zafer Partisi’ne bağlı genç kitle DEM’le yan yana gelince sorun olurdu. Toplumsal muhalefet büyük ölçüde sahada. Sol, sağ,partiler, CHP’nin kurumsalı… CHP, Gezi’nin aksine hareketin liderliğini sürdürüyor. Bu da çok doğal” şeklinde konuştu.

CHP heyetinden İmamoğlu tutuklularına ziyaret CHP heyetinden İmamoğlu tutuklularına ziyaret

BOYKOT, ÖZEL’İN KENDİ ADINA YAPTIĞI DOĞRU BİR HAREKETTİR

CHP’nin bazı firmalara karşı aldığı boykot kararını yorumlayan Araştırmacı Yaldız şunları söyledi:

CHP hem Özel’in çağrısı ile sokağa inerken boykot düzleminde de harekete geçti. Boykotun sebebi şu, Özel, “millet burada, bu medya kuruluşları haber yapmıyor” diyor. Medya çok eskiden olduğu gibi sadece medya işleri ile uğraşmıyor. Çok fazla sayıda sektörde varlar. Merkez medya olduğunu düşündüğü kurumlara çağrıda bulundu Özel. Onların ilişkili olduğu firmaların listesini yayınladı, bunları ‘boykot edeceğiz’ dedi. ‘Bana araba satıyorsun, ev satıyorsun ama beni yayınlamıyorsun’ dedi. Özel’in kendi adına yaptığı doğru hareketlerinden biridir”

MUHALEFET BOYKOT KARARI İLE BİR NEVİ İKTİDAR OLDU ALANINDA
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bu sürecin kazananlarından birisi olduğunu söyleyen Yaldız, “Liderlik koltuğunu doldurmuyor eleştirilerini boşa çıkardı. Yetenekleri ortaya çıktı. İmamoğlu’nun içeri alınması ve üzerindeki İmamoğlu gölgesinden kurtulması ve Özel olarak kendisini ifade etmiş olması var. Boykot sürecini örgütledi. Doğrudur, yanlıştır. Ekonomiye zarar verir, vermez. Şunu biliyorum: Muhalefet 25 yıldır ilk defa icraat yapma şansı buldu. Bu bir güç kullanımıdır. Hep konuşsan, soru önergesi veren, basın açıklaması yapan muhalefet muktedirlik noktasına geldi. Bir çeşit iktidar oldu alanında. Buradan kendi siyaset yapma biçimini farklılaştırabilir. Konuşmanın ötesine geçti muhalefet” şeklinde konuştu.

YAVAŞ, DEM PARTİ AÇIKLAMASI SEBEBİYLE BİR NEBZE YARA ALMIŞ OLABİLİR

İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanması sürecinde Mansur Yavaş’ın pozisyonunu değerlendiren Ümit Yaldız şunları söyledi:

“Mansur Yavaş tutuklama olduğunda yurtdışındaydı. Apar topar yurda döndü, Saraçhane’ye gitti, sahayı domine etti, ağabeylik etti. Diploma ve tutuklamadan önce CHP’de Yavaş-İmamoğlu ikilemi vardı. İmamoğlu aday oluyordu ama Yavaş’ın bir yol çizmek istediği yönünde değerlendirmeler, üçüncü bir siyaset yolu açma potansiyelleri vardı. Yaşananlar bunu biraz öteledi, askıya aldı. Adaylığını da saksıya aldı. Konuşmalarının birinde “paçavra” ifadesi DEM seçmenince hoş karşılanmadı. DEM tarafından karşılanamasa da milliyetçi kesimce alkışlandı. Mecliste de konu gündeme geldi. Doğu-Güneydoğu’daki gösterilerde polislerin pamuk şeker dağıtması konusunda bence tam olarak kendini ifade edemedi. Kardeşlik mesajı verdi. İmamoğlu erken bir ön seçimle Mansur Yavaş’ı taca attığını düşünenler oldu. Yavaş’ın kapalı kapılar ardından kıs kıs gülmesini bekleyen oldu ama aksi yaşandı. Performansı yerindeydi. ‘Bu son dönemim’ dedi bir açıklamasında. Belki de siyaset sahasından çıkacak. Ama Yavaş, İmamoğlu’nun gerek diploma gerek adli süreçlerinde bile halen kazanacak aday formülünde hala en güçlü adaydır. DEM açıklaması sebebiyle bir nebze yara almış olabilir. Hatta Özel’in özür dilemesini Yavaş’ı DEM kitlesinden uzaklaştırmaya dönük bir iç hamle olarak bile yorumlanabilir.

CHP, İMAMOĞLUSUZ BİR DURUMDA “MANSUR YAVAŞ MI, ÖZGÜR ÖZEL Mİ ADAY OLMALI” İKİLEMİNDE KALACAK

İmamoğlu’nun başına bir şey gelme ihtimalini Özel, gündemde tutuyor. Başka bir aday çıkarmaktan bahsediyor. İmamoğlu’nun aday olmasına yönelik sorun olmazsa İmamoğlu aday olur, biz de çalışırız diyor. İmamoğlusuz bir sürecin yavaş yavaş hatırlatılması CHP’nin üst kurmaylarınca yapılıyor. Kendi adaylığı bence İmamoğlu’nun Yavaş’ın adaylığı sürecinde de vardı. İmamoğlu’nun tutuklanmasından önce hakaret davası onay aşamasındaydı. Özel’in CHP adayı olarak öne çıkma ihtimalini konuşmuştuk. Özel’in yakın çevresinde de bu dillendirildi. Ben teknik direktörü açıklaması yapsa da bir B planının olabileceği konuşuldu. Şu an ki denklemde İmamoğlusuz bir durumda Mansur Yavaş mı, Özgür Özel mi aday olmalı ikileminde kalacak CHP. Özel son süreçte atakta… Süreci taşıyıp taşıyamayacağı, bulutlar dağıldığında Özel’in bu süreçte nerede olacağı önemli”

KILIÇDAROĞLU İYİ BİR SINAV VERMEDİ, İNCE’NİN PERFORMANSI 10 ÜZERİNDEN 10
Gazeteci Fatih Yapar, İstanbul İl Kongresi’nin iptal edilmesi ile birlikte CHP Kurultayı’nın iptal edilmesiyle ilgili değerlendirmelerin olduğunu belirterek “6 Nisan’da olağanüstü kurultay gerçekleşecek. Mahkeme kararı ile bu sürecin durdurulması aşaması vardı. Bugün son gün. Karar çıkacak, Kılıçdaroğlu partinin başına dönecek diyenler var. Olağanüstü kurultayın engellenmesi ile ilgili denklemler var Kılıçdaroğlu, Silivri’ye gittiğinde yoğun ilgi vardı” dedi.

Yaldız ise “Kemal Bey, bu süreçte İnce kadar iyi bir sınav vermedi. Kemal Bey, adalet sorunu dediğimizde akla gelen ilk figür. 25 günde Ankara’dan İstanbul’a adalet diyerek yürüyerek tarihe geçti. Kendi büyüttüğü evlatlarının ‘hukuksal kıyım’a uğradığı dönemde Kemal Bey çok ortalık gözükmedi. Kürsüye çıkmadı. İnce gibi kendisini ortaya atmadı. İnce hatta kendi adaylık ihtimalini bile kenara attı. Büyük sınav verdi. Notu 10 üzerinden 10’dur. 2018 seçimi sonrası yapılan muamelenin ne kadar sorunlu olduğunu gösterir” şeklinde yanıt verdi.

KILIÇDAROĞLU DÖNERSE PARTİDE BÖLÜNME TEHLİKESİ BAŞ GÖSTERİR
Gazeteci Fatih Yapar’ın “kamuoyunda İstanbul Kongresi’nin Cuma günü iptal edileceği yönünde bir beklenti oluştu demesi üzerine Yaldız, “CHP Kongresi’nin iptali için beklentiler var. Hatta Kılıçdaroğlu’nun ‘kendisine yakın aktörlere 10-15 gün sonra bu iş bitiyor. Kurultay iptal oluyor’ diye özel açıklamalar yaptığı belirtiliyor. Türkiye’nin her yanından ziyaretçileri var ofisine gelen. Bazı kurmayları süreci yönetiyor, bilgi de alıyor. CHP’ye kayyum atanması, kurultayın yok sayılması ve bir önceki dönem başkanı olması sebebiyle Kılıçdaroğlu partinin başına döner mi dönmez mi… Türkiye’de her şey mümkün. Türkiye’de şu olmaz diyeceğim bir şey kalmadı. CHP kapatıladabilir. Turpun büyüğü heybede derken Erdoğan neyi kastettiğini bilmiyoruz. Kılıçdaroğlu’nun dönüş ihtimalini görmüyorum. O yönetim tekrar atanırsa CHP bölünme tehlikesi ile karşılaşır. Kılıçdaroğlu halen 14-28 Mayıs sürecinin yükünü taşıyor ve bunu taşımakta da zorlanıyor. 14 Mayıs sürecinde adaylığa taşınması, Yavaş yada İmamoğlu’na bırakmaması ve yaşananların sorumlusu olarak görünmesine yol açıyor. Kemal Bey’i seven partililer var. Bu da bir gerçek. Ama toplumsal algı Kılıçdaroğlu lehine değil. Belki küskünlüğü var, sırtındaki hançeri taşıyor kendi iç dünyasında, bilemeyiz” dedi.

ÖZEL’İN OLAĞANÜSTÜ KURULTAY İLE DAHA DA GÜÇLENECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
Gazeteci Fatih Yapar, bir dönem Ekrem İmamoğlu ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakınlaşması ile ilgili süreci hatırlatarak “Birkaç defa da ‘sürece liderlik yapmak yerine senin isteyeceğin birisi genel başkan olsun, sana geçmişte yanlış yapmış olabiliriz ama uzlaşı bir isim olsun, geri gel’ tekliflerini kapatmıştı” dedi. Ümit Yaldız ise Özgür Özel’in süreçten güçlü çıkma potansiyelinin çok daha yüksek gördüğünü belirterek “İmamoğlu’nun ‘madem kimse yok, partinin başına ben geleyim’ dediği yönünde iddialar olduğu ve Kılıçdaroğlu’nun bunu reddettiği iddiaları vardı. Kemal Bey de bir gelecek görmüyorum. Özel kendisine verilecek destekle daha güçlü dönebilir. 6 Nisan’da kendi emeğiyle seçilme durumunda olabilir. Bu Özel’e iyi gelebilir. Gökhan Günaydın üzerinden bir seçenekten bahsediliyor. Ortak bir müşterek bulunması noktasında… İmamoğlu’nun CHP genel başkan adayı olarak gösterilmesi konuşuluyor. Bence ,İmamoğlu bu treni kaçırdı ama hala bu hamle yapılabilir. Bu süreci iyi yönetmesi sebebiyle Özel tercihinin değişmeyeceği, rakip çıksa bile ezici şekilde seçimi alacağını düşünüyorum” dedi.

TUGAY’IN SÖZLERİ ÜST PERDEDEN RESTTİ
Programda İzmir’deki eylemlilik süreçleri ele alındı. Gazeteci Fatih Yapar, muhalefete yakın bazı kanallara verilen cezaların ve karartma kararlarına dikkat çekerek RTÜK listesinin toplantı tutanağında İzmir’den yapılan görüntüler yazıyor birkaç kararda. İzmir’deki eylemler dikkat çekti. Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP İl Başkanlığı süreci eş zamanlı yürüttü. Son olarak bir miting vardı. Tugay’ın o mitingde “buraya 1 milyon insanın gelmesi için ne olması lazım” diye bir tepkisi var. Sonuçta gelen kalabalığın sayısından hoşnut olmadığı yönünde bir değerlendirmesi var. ‘Tutuklanmaya bende hazırım’ diyor. Üst perdeden restti” demesi üzerine Yaldız, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın eylem süreçlerindeki performansını ele aldı. Ümit Yaldız, “Tugay hem Saraçhane özelinde eylemlere katıldı, bir yandan İzmir’deki rutin toplantılarını sürdürdü. İftar davetlerini aksatmadı, İzmir’deki yürüyüşlere katıldı. Çok öne çıkmadı” dedi.

CEMİL TUGAY SOKAĞIN ANALİZİNİ YAPAMADI, O YÜZDEN YUHALANDI
Kürsüye çıktığı bir mitingde Başkan Tugay’ın yuhalandığını belirten Ümit Yaldız, “sayın Tugay ve pek çok CHP aktörü gerçek anlamda sokak analizi yapma noktasında başarılı olamamış. Sokaktakilerin hangi amaçla orada olduğu, sokaktakilerin kim olduğu, hangi siyasi anlayışlar orada bulundukları, yaş cinsiyet kategorilerinin ne olduğuna yönelik bir çalışma yapılmamış. Kürsüye çıkıyor, sanki CHP’nin gençlik kolları kurultayı kürsüsünde konuşma yapıyor. Tugay, ‘hepimiz İmamoğlu için burada değil miyiz’ diyor. Değiller. İmamoğlu’nun tutuklanması süreci bunu başlatmış olabilir ama toplumsal muhalefette müthiş bir enerji birikimi oluştu. İnsanlar sokağa 10 yıldır çıkamıyor. Gezi’den sonra hükümetin bu süreçte İmamoğlu’nun tutuklanmasına kadarki süreçte ciddi yol aldı. Gezi Davası’nın ortaya çıkarılması, Ayşe Barım olayı, İsmail Saymaz’ın İmamoğlu ile birlikte Gezi’den alınması, TÜSİAD başkanının gözaltına alınması gibi pek çok atılan adım var. DEM ile yürütülen bir süreç var. Gençler mutsuz. İzmir’de yaptığımız anketlerde gençlerin büyük bölümünü liyakatsizlikten, adaletsizlikten, özgürlük alanlarının daraltılmalarından rahatsızlar. AK Partili, MHP’li gençleri içine alarak söylüyorum; gençlerin yüzde 80’i fırsat bulsa Avrupa’ya kapağı atacak. Çocukların İmamoğlu’nun ötesinde talepleri var. Özgürlük talepleri var, kendilerini ifade etme talepleri var, ben KPSS’den 90 alırken AK Partili birine mülakattan elenmeyim derdinde. Bunu Tugay’ın iyi okumadığını düşünüyorum. Her mitingde de konuşmak durumunda değilsiniz siyasiler. Bazen el sallamak, göstericinin yanında olduğunuzun duygusunu vermenin yönetmeleri vardı. Köfte ekmek dağıtırsınız ne bileyim başka bir şey yaparsınız. Limon getirenler bile kahraman ilan edilmişti Gezi’de. İzmir, CHP açısında toplumsal muhalefet açısından bir kaledir. Çeyrek asırlık kaledir. Toplumsal muhalefetin kalesidir İzmir” şeklinde konuştu.

İŞ DÜNYASININ İMAMOĞLU DEMEDEN İMAMOĞLU SÜRECİNİ AÇIKLAMASI İRONİKTİ
İzmir iş dünyasının İmamoğlu’nun tutuklanması sürecinde aldığı tutuma değinen Gazeteci Fatih Yapar, “EBSO, İTB, İZTO meclisleri üzerinden tartışmalar oldu. İmamoğlu demeden İmamoğlu sürecini açıklama meselesi var. Dün akşam esnaf odası iftarında AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan’ın sert açıklaması var. 1 hafta önce İzmir’den iş dünyası yetkilileri İnan’ı İzmir’in patronu olarak ilan etmişlerdi. Bu isim İzmir’e geri döndüğünde ‘ilişkimizi gözden geçireceğiz, ikircikli tavırdan bıktık. Siz neden boykotla iş dünyası olarak ilgilenmiyorsunuz. Neden bir tarafta durmuyorsunuz?’ uyarısı vardı” dedi.

Ümit Yaldız ise şunları söyledi:

“İmamoğlu demeden İmamoğlu’nun anlatmak meselesinde ‘İmamoğlu demeden’ doğru bir kavram değil. ‘İmamoğlu diyemeden’ süreci anlatmayı isteyenler oldu. Dememek başka diyememek başka bir şey… İmamoğlu kelimesini kullanamadılar. Ekonomi bozuldu, dezenflasyon, hukuk, gençler bir şeyler demeye çalıştılar. Ama içinde İmamoğlu yok. Nereden nereye geldi İzmirimizin sivil toplumumu… Hem EBSO Başkanının konuşması ve sonrasında basınla girdiği polemik, İZTO meclisi’nde Özgener’in İmamoğlu diyemeden İmamoğlu sürecini anlatmaya çalışmaları ironikti, anlamlıydı. İTB Başkanı Kestelli, İmamoğlu kelimesini kullanmış. İzmir’in kadınları daha cesurdur, İzmir toplumsal muhalefetin öncüsü ise İzmir’in kadınları sayesindedir. İzmir’in kadınları sokaktadır. Balkonda tava tencere ellerinden düşmez. Kendi özgürlük alanlarına müdahaleyi asla kabul etmez.  Kestelli’yi bu anlamda ayrı bir yere koyuyorum. Gri alanda kalmanın bir anlamı yok. Bu yönüyle Sayın İnan haklı. Türkiye’nin yeni normali gri alanda kalmayı kabul etmiyor. Türkiye’de ya siyah ya beyaz olacaksınız. Yıllarca merkezi savundum. Devlet kurumlarının, medyanın merkezde olmasını savundum. Devlet Baba kavramı kalmadı. Valiler babaydı. Vali kavramı yürüyüşleri yasaklamalarında, kar tatillerinde hatırlıyoruz. Sokağa insek valinin adını kaç kişi bilir? İzmir Valiliği’nin gösteri ve yürüyüşleri yasaklaması ile ilgili haberler ortada. Valilikler algıda da küçüldü, misyonları da küçüldü. Devletin sopası haline geldiler. Özal ile Malatya Valisi’nin yaşadığı bir anekdot var. ANAP’ın ortalığı kasıp kavurduğu bir dönemde Özal, valiye çök dediğinde devlet çökmez diyor vali. Devletin kendisi farklı algılanırdı, herkesi kucaklardı. Yeni normalimiz RTÜK Başkanının açıklamasıdır. Yayın yapanın yayınını keserim. Artık burası eski Türkiye ne eski RTÜK diyor. Bu yeni normali doğru analiz etmek lazım. Sayın Tugay sokağı analiz edemedi derken herkes içinde bulunduğu durumu da doğru analiz etmeli. Yeni normal kavramını tartışmalıyız. Devletin tüm birimleri muhalefete parmak sallıyor. Çocuklar gelmişler Pikaçu kıyafetiyle eyleme gitmişler. Dans eden, Mevlana olan var. Dünyaya demokrasi dersi veren Türk gençliği var. Bir sonraki kuşağa hangi değeri taşıyacağız? Polis, tekme attığı çocuğun annesinin babasının ödediği vergilerle maaşını aldığın bilmeli. Sadece bir kesimin kesimin vergileri ile değil. Bu devlet herkesin devleti… Bu devletin iki yakası bir araya gelmeli. Bu anlamda İzmir sivil toplumu kötü bir sınav vermiştir. Yani şöyle ‘vandallığı kabul etmiyoruz’ dese daha saygın olurdu. İzmir’de eleştirirlerdi ama daha net olurlardı. Diyemediğin şeyi demeyeceksin. Bu konuşmayı yapmaktan korksam karşına çıkmam. Herkes bir bedel ödüyor. Sırça köşklerde, başkanlık koltuklarında ağalar, paşalar gibi yaşıyorsunuz. Yapamıyorsanız bırakın başkaları gelsin. Onlara hak verdiğim taraf şu: TÜSAİD’tan tık yok mesela. Basit bir konuşmadan sonra başkanları iki kolunda polisle gezdirildi. O görüntü sebebiyle İmamoğlu diyemediler”