Bazıları kabullenmekte zorlansa da İzmir'in 30 Mart fotoğrafı netleşti. CHP'nin Aziz Başkan'la AK Parti'nin Binali Yıldırım'la seçime gideceği aşikar.
Görünen o ki rekabeti yüksek, keyifli bir müsabaka izleyeceğiz.
Dileğimiz 'iyi olanın' kazanması…
Ve de rekabetin şiddeti, dozu ne kadar yüksek olursa olsun akl-ı selimden uzaklaşmadan, faul yapmadan, şikeye teşvik primine başvurulmadan yürünmesi…
Kocaoğlu'nun 10 yıllık başkan olarak bazı dezavantajları var ama avantajları da fazla. Başta saha ve seyirci üstünlüğü olmak üzere CHP'li olmanın da ekstra faydasını göreceği aşikar…
*
Kısa bir süre önce ofisimizi ziyaret ederek bizleri onurlandıran meslek büyüğümüz Yılmaz Özdil'in ifadesiyle 'aday göstermese bile' İzmir'de seçimi CHP alır.
Çünkü mü…?
Saymakla bitmez.
Yakın geçmişte kaleme aldığım bir yazıda 'AK Parti'nin başında Abdullah Gül olsaydı Binali Yıldırım gibi iddialı bir isim İzmir'de seçimi alabilirdi' demiştim.
Ve AK Parti'nin İzmir'deki en büyük rakibinin CHP değil Başbakan Erdoğan'ın bizatihi kendisi olduğunu eklemiştim.
Kastım siyasi üsluptu... Başbakan Erdoğan'ın iş tutuş, yoğurt yiyiş tarzı İzmir'de bir türlü kabul görmedi. Bir nevi doku uyuşmazlığı diyebiliriz buna...
Hoş, Sayın Başbakan da eylem ve söylemlerinin İzmir'de kabul görmesi için hiçbir şey yapmadı. Aksine özellikle son iki yılda kenti hop oturtup hop kaldıran söylemlerin sahibi olmayı tercih etti.
Gezi Parkı'ndan T.C'ye, Milli Bayramlar Yönetmeliği'nden, 'açılım' sürecine kadar onlarca can alıcı örnek var orta yerde...
Erdoğan'ın son iki yılda attığı her adım, söylediği her söz İzmirlinin ekseriyeti tarafından tepkiyle karşılandı. 29 Ekim'de yarım milyona yakın insanın sosyal medyadan örgütlenip kaldırılan Andımızı okumak için Gündoğdu'da buluşmasını unutamam.
Binali Yıldırım'ın gönülsüzlüğünün en önemli nedeni işte bu tablolardır bana göre. Seçim kaybetmek, kazanmaktan ziyade aday gösterildiği kentin siyasal zeminindeki gerginlik, kutuplaşma…
Bu durumu teyiden söylüyorum. Güvendiğim anketlerde beni en çok şaşırtan 'kararsız' kitlenin yok denecek kadar az olması…
'Eskiden olsa seçime 4-5 ay kala 'kararsızların oranı' en az yüzde 20-25 aralığında olurdu. Şimdiyse bu rakam yüzde 5'in altında…
Hatta baçı ilçelerde yüzde 1-2 seviyesinde...
Yani… Herkes safını seçmiş, kararını vermiş…
İşte Yılmaz Özdil'e 'İzmir'de aday göstermese de bile CHP alır' dedirten bu. İzmir'i Binali Yıldırım gibi ideolojik açıdan en köşesiz ama icraat yönüyle en iddialı, en çalışkan bir aday için bile imkansız kılan da budur.
Cumhuriyet tarihinin en uzun soluklu (12 yıl) Ulaştırma Bakanı Yıldırım'ı çoğunlukla yol, köprü, havalimanı inşaatlarında gördük.
Ya temel attı ya kurdele kesti. Netameli meselelerden çoğunlukla uzak durdu.
Açılım dışında neredeyse hiçbir konuda yorum yapmadı. Bu pencereden bakıldığında Erdoğan'ın kabineden İzmir'e gönderebileceği en doğru adaydır Yıldırım.

Ama ortaya konulan Yeni Türkiye fotoğrafı, Cumhuriyet değerlerine dönük kaygılar, zaten endişeli olan İzmir seçmenini iyice germiş, kutuplaştırmış görünüyor.
Sonuçta Yıldırım'ın adaylığıyla hedeflenen öncelikle AK Parti'ye son seçimde oy vermiş kitleyi tutmak gibi görünüyor. Yani yüzde 37'yi…
Kararsız kitle üzerinde etkili bir kampanya yürütülebilirse bu rakam 1-2 puan daha artabilir.
Dün de altını çizdiğim gibi AK Parti'nin ilçelerde ortaya koyacağı aday profili, Yıldırım'ın enerjisini yükseltebilir. Topyekûn merkez sağ algısı yaratarak kentin içinde bulunduğu endişeli iklimi bozup, hizmetler/projeler eksenli bir kampanya ile CHP'ye karşı en azından bazı ilçelerde üstünlük sağlama yoluna gidilebilir.
Tabi ki CHP de sancılı ilçelere doğru adaylar koyarak, kendi içinde devr-i sabık yaratarak AK Parti'nin vekillerle soslanmış/süslenmiş merkez sağ atağına yanıt verebilir.
*
Maçın henüz ilk dakikalarında gerek içerideki rakiplerine gerekse asıl rakibi olan AK Parti'ye karşı hamleleriyle dikkat çeken Başkan Kocaoğlu'nun tüm bunları göz ardı etmeyeceğini düşünüyorum.
Gelelim bugünkü asıl meselemize…
Dedik ya yazının en başında… İyi olan kazansın, faul, şike, teşvik pirimi işine girilmesin. Dahası temiz bir maç olsun.
Bir süre önce aramıza katılarak bize güç veren meslektaşım Hanzade Ünuz'un son yazısında da vurguladığı gibi İzmir gibi çağdaş, demokrat, hoşgörülü bir kente yakışmayan şeyler yapılıyor. AK Parti'nin adayı Binali Yıldırım'a eşi üzerinden, dahası eşinin başörtüsü üzerinden yükleniliyor.
Daha çok sosyal medyada sayıları fazla olmayan gruplar tarafından yapılsa da yapılanın şık olmadığı, etik olmadığı, doğru olmadığı, İzmir'e yakışmadığı ortada.
Temiz bir maç istiyorsak öncelikle belirli bir seviye tutturmalıyız.
İzmir'e yakışan budur.
'Yıldırım'ın eşi Semiha Hanım'ın, Mustafa Balbay'ın eli hamurlu, oğluna haşhaşlı börek açan sevgi dolu annesi Melek Hanım teyzeden ne farkı var? diye soran Ünuz'a katılıyor, bir yanlışın altını bu kadar net çizdiği için yürekten kutluyorum.
Öte yandan belden aşağı saldırıya maruz kalan tek isim AK Parti adayı Yıldırım değil.
CHP'nin adayı olmasına artık kesin gözüyle bakılan İzmir'in 10 yıllık başkanı Aziz Kocaoğlu da saldırı altında... Saldırı aynı seviyede ama aralarında bariz bir fark var.
Yıldırım'a saldıranlar dışarıdan Kocaoğlu'na saldıranlar içeriden…
Altında 'Gezi Gençliği' imzası taşıyan bir afiş üzerinden 'kara bir kampanya' yürüten kimliği belirli kişiler, akıllarında bir kaşık suda fırtına koparmaya çalıştı. Ama atılan 'çamur' tutmadı.
Hem de Gezi Parkı isyanı sırasında Alsancak sokaklarında tek başına, korumasız dolaşan, günlerdir İzmir'de gezi parkı düşüncesini hakim kılmak için Vali'ye, bakana, hükümete demediğini bırakmayan, son süreçte sık sık İzmir'in mallarını, yeşil alanlarını korumaya dönük direniş çağrısı yapan Kocaoğlu'na karşı…

Ya tutarsa mahiyetindeki bu saldırıyı kimin, kimlerin organize ettiği, kimlerin bu kirli oyunda kullanıldığı, kimlerin finansör kimlerin yardım ve yataklık ettiği biliniyor.
Bildiğim kadarıyla CHP İzmir İl Örgütü bu konuda hassas bir çalışma yürütüyor. Genel Merkez her aşamadan bilgilendiriliyor. Ama yanlış olan 'at iziyle it izinin karışmış' olması…
En azından şunu biliyoruz. O süreçte 'orantısız devlet şiddetine orantısız bir zekayla karşılık veren' Gezi Gençliği böyle kirli, bel altı bir oyunun parçası olmazlar.
Onlar mesajlarını açıkça vermeyi, delikanlı gibi yazdıkları afişin altında durmayı, bunu yaparken gerekirse ölmeyi göze alan çocuklardı.
Bu olsa olsa onların rolünü çalmaya çalışan, onların temiz isminden nemalanmak isteyen karanlık mihrakların, ne idüğü belirli yapıların işidir.
Gerek Yıldırım'a eşi üzerinden gerekse de Aziz Başkan'a Gezi üzerinden yapılan çirkin saldırıları kınıyor, bu saldırıların bir parçası olan zihniyetle savaşmaya her daim hazır olduğumuzu ilan ediyorum.
Bize, İzmir'e yakışan budur.